<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950</id><updated>2011-04-22T01:33:23.243+03:00</updated><title type='text'>Oyun Başlasın</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>20</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-7222264179298308264</id><published>2008-12-14T21:56:00.007+02:00</published><updated>2009-01-02T10:49:13.480+02:00</updated><title type='text'>Ben-im, Beni-m, Ben mi?</title><content type='html'>Bencilliğin kendi isteklerimizi yerine getirmeye çalışmakla bir ilgisi yok. Sorduğumuz sorulara mutlaka bir yanıt istemenin, arada bir ya da her zaman hatırlanmayı talep etmenin veya düzüşürken sırf kendi orgazmımıza odaklanmanın bencillikle bir ilgisi yok. Esas bencillik, bunları karşı tarafa istetmekte, ona bu cüreti vermekte yatıyor. Karşındakini cesurlaştırmaktır bencillik çünkü kendin bencil sayılmamak için elinden geleni yapacak kadar korkaksındır. Sınıfta söz alıp herkesin önünde rezil olmamakla o kadar meşgulsündür ki hayatın boyunca hiçbir kalabalık ortamda haddini aşacak uzunlukta veya desibelde cümleler kurmazsın. Ultra bencil olanlar kalabalık olmayan ortamlarda dahi cümle kurmaz, sırf kendileriyle konuşurlar ama konumuz bencillik derecelendirmesi değil. Şimdiiiii! Erken veya hadi ortanın biraz altı boşalma süresine sahip bir adamın, yatakta geçen kısa veya ortalamanın biraz altı bir sevişmenin bitiminde (sadece adamın boşaldığı bir finali kastediyorum tabii) sırtını dönüp zıbarıp yatmasını düşünün. Buna bencillik denmez de ne denir, di mi? Şak şak, sonra da kıçını dön uyu! Ama bu adamın attırış sonrası uyuma arzusunu giderme seçiminin, herifi, yanında yatan hatuna sarılmaktan alıkoymasından daha beter bir bencillik de mevcut: Tüm isteklerini karşısındaki hatuna veya herife göre şekillendiren, “karşımdakini mutlu etmek beni en çok mutlu eden şeydir, oley!” şeklinde ovada bayırda zıplayarak dolaşan, herkesin göğsüne bastırmaya doyamadığı türden tipler. Bencilin Allah’ı bunlardır. Bunların birçoğu, ailelerinin ev fabrikalarında üretilmiş birer ürün olarak hayatlarına son kullanım tarihlerine kadar devam eder. Okur, çalışır, evlenir, istekleri göz önünde bulundurarak durumu yettiğince torun yapar, bir araba alır, sonra kiradan kurtulur, biraz yardımla ev alır, sonra o yardımı iade eder, ailesine de “biz hâlâ çocuğumuz için buradayız” özgüvenlerini tazeleme fırsatı sunar, doğar büyür gelişir yaşlanır geberir gider. Bu pakette defolu mal yok usta!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hayatlarına giren sevgilileri, arkadaşları, hocaları tarafından şekillendirilen birer heykel gibi hayatın içinde hep aynı pozda sadece dururlar. Fakat bu angutların bencil olmalarının esas önemli nedeni, sanıldığının aksine cesaretlerinin olmayışı değil onu gösterecek cesaretleri olmamasıdır. Bunlardan bazıları da konuşmayı söktükleri ilerleyen dönemlerde “orada ben olacaktım…” ile önceki anlatılan durumla bağlanan üç noktalık cümleler kurarak pikaptan alınmayı bekleyen bozuk plak gibi çalmaya devam ederler. Cesaretlerini kullanmamayı seçtiklerinden de kendilerini insanlarla asla paylaşmaz, her zaman “ise” kalıpları arasında beslenen parazitler gibi yaşarlar. Toplumun arasında gezinir, oraya buraya çarpar, başkalarına güler, başkalarına ağlar ama asla aynı şeylerin kendi başlarına gelmesine izin vermezler. Çünkü onlar tekdüze olmak istemezler, başkalarının yaşanmışlıklarını tecrübe etmek onlara göre değildir. Güldükleri şeyler komik gelmez, sadece başkaları güldüğü içindir bu gülme paylaşımı. Onlara neyin komik geldiğini asla bilemeyiz. &lt;br /&gt;Kendi isteklerini paylaşanlar değil, kendilerini paylaşmayanlardır asıl benciller.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-7222264179298308264?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/7222264179298308264/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=7222264179298308264' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7222264179298308264'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7222264179298308264'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/12/ben-im-beni-m-ben-mi.html' title='Ben-im, Beni-m, Ben mi?'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-5280846820479471290</id><published>2008-08-01T04:51:00.001+03:00</published><updated>2008-08-01T04:54:30.781+03:00</updated><title type='text'>Kavalyem olur musun?</title><content type='html'>Ellerim üzerinde geziniyor. Bazen yanlış yerlerine dokunuyorum, ama geri dönüşü olmayan bir yol değil bu. Çok çabuk dönüyorum hatamdan geri. Hızlı gidip geldiğim zamanlarda ara sıra hata yapabiliyorum. "Sertçe abanmadığın sürece sorun yok," diyor bana. "Yeter ki nazik ol ve ritmini bul. Sonrası kendiliğinden gelecektir." Kendi beceriksizliğimden utandığım için ara sıra vurduğum da oluyor ona. Yapmamam gerektiğinin farkındayım, ama öfkemi tutamıyorum. Bir süre yanına bile uğramıyorum utancımdan. Yerin dibine giresim geliyor o zamanlarda. Gerçi son zamanlarda bu hayvanlıktan tamamen kurtuldum. Bağışlayıcılığı ve anaçlığı bana doğru yolu gösterdi. Aldatma mı? Arada sırada başka birinin evine gittiğimde oluyor. Ama sürekli değil, ancak denk gelirse. Canım feci sıkılmışsa. Aldatıyor gibi görmüyorum kendimi, ama yine de bir rahatsızlık oluşuyor içimde. Tamamen rahat olamıyorum en azından, bunu biliyorum. Her gün sevişiyoruz. Genelde ben üstte oluyorum, yüzü bana dönükken daha rahat olduğunu söylüyor. Benim için hava hoş. Ben de böyle daha rahat davranabiliyorum aslına bakılırsa. Hem hızlı, hem de uzun gidebiliyorum bu pozisyonda. Banyoda, salonda, her odada birleşiyoruz. Bir keresinde başka birinin evinde bile yaptık. Şimdilik ilişkimiz iyi gidiyor. Bir de şu dokunmatik faresi bu kadar kaprisli olmasa...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-5280846820479471290?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/5280846820479471290/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=5280846820479471290' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/5280846820479471290'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/5280846820479471290'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/08/kavalyem-olur-musun.html' title='Kavalyem olur musun?'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-168613206587943818</id><published>2008-07-24T00:48:00.002+03:00</published><updated>2008-07-24T00:51:51.163+03:00</updated><title type='text'>Cevapla beni</title><content type='html'>- Seviyor musun beni?&lt;br /&gt;- Tanımlasana sevgiyi?&lt;br /&gt;- Bunu benden istemesen?&lt;br /&gt;- Sen de sevgimi sorgulamasan?&lt;br /&gt;- Başka nereden bilebilirim sence?&lt;br /&gt;- Sevsem sormana gerek kalmazdı bence.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-168613206587943818?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/168613206587943818/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=168613206587943818' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/168613206587943818'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/168613206587943818'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/07/cevapla-beni.html' title='Cevapla beni'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-3675951885124901966</id><published>2008-07-11T01:44:00.001+03:00</published><updated>2008-07-11T01:47:32.966+03:00</updated><title type='text'>Nasıl gidiyor hayat?</title><content type='html'>Hayat... dediğin nedir onu da bilmiyorum.&lt;br /&gt;Benim hayatımı soruyorsan onunla tanışma şansım olmadı galiba.&lt;br /&gt;Iskalamış olabilirim, ama çaba göstermeye karar verdim tanışmak için.&lt;br /&gt;Yakın zamanda da ilk adımımı atacağım kısmetse.&lt;br /&gt;Kısmet değilse de kısmetimi kendim yaratacağım.&lt;br /&gt;Gündelik hayat jargonuyla, sana ancak "kötü gidiyor" diyebilirim.&lt;br /&gt;Ama buna inanmadığımı da eklerim.&lt;br /&gt;Hayat sadece gider çünkü.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-3675951885124901966?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/3675951885124901966/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=3675951885124901966' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/3675951885124901966'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/3675951885124901966'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/07/nasl-gidiyor-hayat.html' title='Nasıl gidiyor hayat?'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-2781220606445647231</id><published>2008-07-09T03:53:00.003+03:00</published><updated>2008-07-09T04:26:04.739+03:00</updated><title type='text'>Anne, ben âşık oldum!</title><content type='html'>Sevgiyle alakası olsa gerek.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Her şeyi affedebilen kadınlar gördüm. Kör olan kadınlar gördüm. Gözlerini bağışlamak yerine söndürmeyi seçmiş karılar. İlişkilere mahkûm kadınlar gördüm. Sevgilisine tapan cinsten yaratıklar. Onu kendi dünyasının Buda'sı yapan hatunlar. Âşık olan kadınları gördüm. Damardan çekenlerini. Kul köle olanlarını. Öncesi ve sonrasıyla ilişkiyi kesip sadece akışına kapılmış kadınları gördüm ben. Bunlardan var. Sevgilisini tanrılaştıranları gördüm. Aşkın kantarında topuzu kaçıranları gördüm. Modern zamanların aşklarıyla sürünen gerzekleri gördüm. Sevgilisini hayatının odağı yapan sefilleri gördüm. Aşkı yanlış anlamış ahmakları gördüm. Aşkı siklemeyen erkekleri gördüm. Kendi egolarında boğulmuş sersemleri gördüm. İçine göz atmaktan kaçan korkakları gördüm. Biliyorlar ki, bir baksalar geri çıkamazlar o bomboş delikten dışarı. Aşkı delik olarak gören terbiyesizleri gördüm. Aşkı delilik olarak gören küstahları da. Aşk dediklerine ambalaj yapmış, ama anlam koyamamış reklamcıları gördüm. Yalan üniversitesini bile kopya çekerek bitirmiş mezunları gördüm. Kendileri olmayı bilmeyen, sadece rol yapan herifleri gördüm. Taklit edenleri bile gördüm. Birinin üstün olması gerektiğini sananları da gördüm. Sevgilisini üstün görüp ona, kendini üstün görüp kendine aşık olan fanileri gördüm. Denge nedir bilmeyen cahilleri gördüm. Adı üstünde; partner, eş. Aşka âşık olmanın uzun bir tekerleme olduğunu düşünen beyinsizleri gördüm.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sorun bende olsa gerek.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-2781220606445647231?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/2781220606445647231/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=2781220606445647231' title='6 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/2781220606445647231'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/2781220606445647231'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/07/cefake-kadnlar-ve-hayvan-erkekler.html' title='Anne, ben âşık oldum!'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>6</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-8551758303162481832</id><published>2008-07-03T17:13:00.002+03:00</published><updated>2008-07-08T16:13:36.478+03:00</updated><title type='text'>Benim Kızılım</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"&gt;Meraklarım tek flörtlük. Flörtlerim bir meraklık. Karşı tarafla tek bir kez konuştuğumda biten aşklarım var. Sadece onunla konuşmak bana yetiyor. Sesini duymak bana yetiyor. Ama her zaman değil, sadece tek bir kere. İlk seferinde. Sonra bitiyor aşkım. Başka birinde başka bir aşk aramaya başlıyorum. Belki dünyanın en güzel gözlerini, belki en güzel vajinasını. Bulduğum zaman bitecek aşkların peşinde sadece flörtlerle yaşayabiliyorum. Kızıl saçlı bir kız görebilme hayalleriyle yaşadım. Ve bir gün gördüm. Gerçekten de âşık oldum. Etkisi, vücudumdaki tüm alkolü yendi. Tüm düşüncelerimi yendi. Tüm benliğimi yitirtti. Mucize terimini hatırlattı. Hangi terime gözümü diktiğimi anlattı bana o kız. Aradığım mucizelerdir belki aşklarımda, diye düşündüm. O saçlara bakmaya doyamadım. Sonra o kızla tanıştım. Ve bir anda soğudum, çekindim, çekildim. Çektim kendimi. Artık mucize yoktu o kızda. Ben alacağımı almıştım. Kızı kullanmış mı oluyorum? Sanmıyorum. Onun haberi bile yoktur benim aşkımdan. Olsa ne olacak ki artık? Geçti bitti aşkım. Mucizesi söndü benim için. &lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-8551758303162481832?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/8551758303162481832/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=8551758303162481832' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/8551758303162481832'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/8551758303162481832'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/07/benim-kzlm.html' title='Benim Kızılım'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-8616765679463817129</id><published>2008-06-29T18:28:00.000+03:00</published><updated>2008-06-29T18:30:06.998+03:00</updated><title type='text'>Mis</title><content type='html'>Sen gittin...&lt;br /&gt;Kıvrımların duruyor yatakta&lt;br /&gt;Ama atlattım sayılır seni&lt;br /&gt;Kokunu bitirdim, çektim içime dün&lt;br /&gt;Yatağı bozmadım yine de&lt;br /&gt;Bir gün gelir de&lt;br /&gt;Bende tek bırakabildiğini görürsün&lt;br /&gt;Diye.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-8616765679463817129?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/8616765679463817129/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=8616765679463817129' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/8616765679463817129'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/8616765679463817129'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/06/mis.html' title='Mis'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-7394358046676926647</id><published>2008-06-14T15:15:00.002+03:00</published><updated>2008-06-14T15:26:22.869+03:00</updated><title type='text'>İmza günü</title><content type='html'>Aramızdaki arkadaşlık da iyi ve ben onun "ben yaptırdım" imalı "sorun şu" yönlendirmelerinden aldığı hazzın aynını, "düzelttim," derken alıyorum. Ben yaptım ve düzelttim, ben yapmasam düzelmezdi, bir daha düzelecekse bana gelin, düzeltmek fiili sizin için ne kadar önemli onu bir kavrayın, hayatınızda bir derdiniz olduğunda onu düzeltir misiniz, yoksa onu tamir mi edersiniz. Siz hangi taraftasınız? Yapanlar mı yaptıranlar mı? Kötü ve iyi gibi boktan bir taraf seçtirme, hor görme, nefret zıtlığı değil bu, iki farklı düzlemde var olmak gibi bir şey. Bir kan bağı ile birbirine bağlı iki farklı düzlem. Temas ve oksijen bağlarına da. Konuşma ve anlaşma bağlarına da. Anlamaya çalışma ve değer verme bağlarına da. Verdiğin değerin değerini bilmekle kendi değerini bilmemek bağlarına da. Siz hangi düzlemdesiniz?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hangi düzlemde olursanız olun, düzlemi görmüyorsanız eşitlikten bahsedemezsiniz, bundan zevk alamazsınız. Öteki düzlemden insanları tanımanın, onları hemen sevmekten geçtiğini anlayamazsınız. Bunları anlayamazsanız da bir bok olamazsınız, çok affedersiniz! Sizin için hep acı, hem mutsuzluklar akılda kalacak. Mutluluklar ucunda koşulan, bulunca sıkı sarılmaktan patlayan balonlar olacak. Sizden bir bok olmayacak! O sebepledir ki; ben arkadaşımın sizlerce sanıldığı gibi kendini öne çıkarma gösterisini göremiyorum, sizin bu kurduğunuz kelimeler bana kendi dilimde gelmiyor. Benim uzaylı dilimde bir anlam içermiyor. Ben anlıyorum, ben konuşuyorum, ben değer veriyorum, fazla gösteremiyorum ama hissettiriyorum (kendi gizli güçlerim sayesinde, siz göremezsiniz), değeri de aldığımı görebiliyorum. Zaten bu beni yaşamda tutmaya yetiyor. Acayip sosyal, fantastik kültürel, çılgınsal devasa, müthiş hovarda biri olmama gerek yok hayatı tatmak için. Bana o değer yetiyor. Tüm o dediklerinizi yapmış kadar oluyorum zaten. &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Bkz&lt;/span&gt;. &lt;span style="font-style: italic;"&gt;anlayış ve konuşma&lt;/span&gt;. Hemen şimdi!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hâlâ bu satırları okuyorsan ya düşünmedin bile okuduğunu ve berbat bir okuyucusun, bana değil, ama yazarlara hakaret niteliğindesin, ve hâlâ da okumaya devam edecek kadar utanmazsın, ve derdin sondaki sürprizin tadına varmaksa, ve aceleciliğini bahane olarak öne sürersen kabul edebileceğim tiyosunu verme cömertliğini gösterecek kadar o sürprizi tattırmayı gerçekten istediğimi sana söyleyebilir ve sana tekrar bkz. yapmanı öneririm, yok zaten buraya kadar hiç durmadıysan senin ağzına sıçayım!  Al oku amına koyayım! Hiç durma, bok et sürprizi, gözlerinle bön bön bakmaya devam et, satırlarda durma, bir soluk alma, okuduğunu anlama, anlamaya çalışma, okuduğuna değer verme, değer görme. Canın da cehenneme! Henüz fırsatın da var üstelik, tekrar bir bkz. yapsan ölmezsin, kendinden bir şey kaybetmezsin.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ancak bir de sen varsın ki... benim bu hakaretlerime ve gariz küfürlerime maruz kalmış, şöminenin kenarına dört dakikalık bir ateşle dans seansında yaptığı sürtünmeler, duraksamalar, titremeler ile kıvrılıp mayışmış ve ne dilden konuştuğunu anladığın bir yazarın son sıfatlarını duymayı bekleyen masum bir kedi yavrusunun kendisine doğru gelip o seansın içine edecek birinden duyacağı korkuyu gözlerinde hissetmiş ve şu anda kendisinden özür dileyip sadece kendisiyle tanıştığıma memnun olduğumu söylemek istediğim anlayışlı bir okuyucusun. Bu da senin imza günün olsun!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;. . .&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-7394358046676926647?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/7394358046676926647/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=7394358046676926647' title='4 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7394358046676926647'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7394358046676926647'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2008/06/imza-gn.html' title='İmza günü'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>4</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-1508032383740353011</id><published>2007-11-15T16:12:00.000+02:00</published><updated>2007-11-15T16:19:09.836+02:00</updated><title type='text'>İlk defa</title><content type='html'>En son ne zaman hissettiğimi hatırlamıyorum. Herhangi bir his... Hiç fark etmez. Aklımda bir tarih var ama o zamandan bu yana nötralize olduğuma da inanamam. Ben gerçekten de 5 senedir hiçbir şey hissetmemiş miyim? Olamaz ya! Şu andaysa heyecan var içimde. Sabah uyanırken heyecanlıyım, gece yattığımda uyuyamıyorum. Ekmek keserken bile elim ayağıma dolanıyor, parmağımı kanatıyorum. Kendi kendime kuruntulara düşüyorum, yine kendimde çözümü buluyorum. Güvenimi tazeliyorum, sabırla ve inatla güveniyorum. Hissedebilmek mükemmel bir nimet! Herkesin bildiği ama tanımlayamayacağı bir şey. Beynim tam kapasite çalışıyor. Tezler yaratıyor, anti tezlerle karşılık veriyor kendisine. Yaşadığımı düşünüyorum. Gerçekten yaşıyorum galiba. Hak ettiğimi düşünüyorum ama hakkımı alamıyorum henüz. Aldığım zamansa ne hale gelebileceğimi tasavvur bile edemiyorum. Muhtemelen kalp krizi geçireceğim. Beynim ve kalbim vücudumun ağzına sıçıyorlar. Olsun şu iş be! Hak ediyorum amına koyayım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-1508032383740353011?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/1508032383740353011/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=1508032383740353011' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/1508032383740353011'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/1508032383740353011'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/11/ilk-defa.html' title='İlk defa'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-7922165113751493345</id><published>2007-10-29T14:21:00.000+02:00</published><updated>2007-10-29T14:26:16.115+02:00</updated><title type='text'>BEN</title><content type='html'>Bir gün batımı kadar usul, sessiz ve derindi...&lt;br /&gt;Doyması imkânsız, bir tepsi midye dolma gibi...&lt;br /&gt;İçten içe ağlar, ama hep gülerdi...&lt;br /&gt;Kendi burada, ruhu hep gezerdi...&lt;br /&gt;Kelimeler yetmez, hiçbir şey ifade edemezdi...&lt;br /&gt;Türkçe'de en yakın kelime "can kardeş"ti...&lt;br /&gt;İçimde var olan tek açıklanabilir his ise sevgi...&lt;br /&gt;Koca bir tepsiden tek bir midye vermişlerdi...&lt;br /&gt;Bırakıp gitmesi zor yapandı o, herhangi bir yeri...&lt;br /&gt;Candı, cigerdi, kardeşti, bendi...&lt;br /&gt;Giderken yürümeye inat eden ayaklarım...&lt;br /&gt;Ciğerimi dağlayan, beni mahvedendi...&lt;br /&gt;Hep böyle kal emi...&lt;br /&gt;Yanağındaki o gamze gibi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;div style="text-align: right;"&gt;&lt;b&gt;Aydın İşitemiz&lt;/b&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-7922165113751493345?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/7922165113751493345/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=7922165113751493345' title='3 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7922165113751493345'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7922165113751493345'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/10/ben.html' title='BEN'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>3</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-7401097042720765130</id><published>2007-10-23T15:20:00.000+03:00</published><updated>2007-10-23T20:36:50.036+03:00</updated><title type='text'>Sargıları çıkartırken...</title><content type='html'>Derin bir nefes alıp çektim onu içime sertçe. O kadar kalındı ki; beynimden vurulmuşa dönüyordum her darbesinde. Ama müthiş bir rahatlık veriyordu vücuduma. Beni kontrol ediyor, bu seansın iplerini elinde tutuyordu. İçime girmesi ne kadar hızlı olursa çıkması da bir o kadar yavaş oluyordu. İçimden çıkmasını istemiyordum, hissedebildiğim kadar tutmak istiyordum onu. Sanki bir anlığına bıraksam beni terk edecekmiş gibime geliyordu. Ben de daha sıkı sarıyordum onu parmaklarımla. Verdiği zevki konsantre etmek istermişçesine sıkıyordum onu kollarımın arasında. Zamanın geldiğine inandığımda bir kez daha çekiyordum onu içime. Yine sert, yine derin, yine doğrudan beynime... Canımı fiziksel olarak yakmasından hoşlanıyordum, çünkü ruhsal olarak bu acı beni tatmin ediyordu. Dudaklarımdaki ıslaklığı kurutuyordu her bir darbesiyle. Vücudumdaki suyu buharlaştırıp havaya karıştırıyordu. Terlemeye başlamıştım. Alnımdan süzülen damlacıklar onun ateşini söndürmek istermiş gibi üzerine dökülmeye çalışıyorlardı. Anlamıştım, geliyordu sonuna. Ağzıma aldım onu tekrar. Son nefesinin zevkini çıkaran biri gibi vantuzladım, içime çektim onu. Patlamıştı ağzımda. Tadı her zamanki gibi nefisti. Hafif şekerli, acımtırak bir tat. Dilimdeki bu tadı kaybetmemek için yutkunmadım. Ağzımda beklettim bir süre. Damağım bu tada tamamen alışınca içime doğru kaydırdım. Soluk borumdan aşağı süzülenleri hissetmeye çalıştım. Başım dönüyordu şimdi. Etkisinin geçmesi ve bir cümle kurmaya yeltenmem 15-20 dakika kadar sürdü. Nefes alıp verişlerim düzene girmemişti hâlâ. Masanın kenarına ilişmiş, sinsi sinsi bana bakıyordu. Dalgalanan gözlerimi sabitlemeyi başarır başarmaz yanına gideceğimi söyledim. İlgi ve şefkat bekliyordu. Doğruldum ve onu yeniden sarmaya başladım parmaklarımla.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-7401097042720765130?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/7401097042720765130/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=7401097042720765130' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7401097042720765130'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/7401097042720765130'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/10/sarglar-kartrken.html' title='Sargıları çıkartırken...'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-719996278089797115</id><published>2007-09-27T05:02:00.000+03:00</published><updated>2007-10-05T00:10:47.753+03:00</updated><title type='text'>Parmak fetişi</title><content type='html'>Tecrübe edilmeden yazılmıyor bu lanet olası. Sigaraya başladım yeniden. Unutmuşum nasıl olduğunu. Aralarda otlandığım fırtları saymıyorum. Onlar kaçamaktı. Şimdikiyse adı konmuş bir ilişki.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Markaları unutmuşum. Evde &lt;a href="http://www.selected-cigarettes.com/german/html/one/camel_mild.jpg"&gt;&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Camel&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; vardı bir tane, şu soft olmayanlardan. İlk gece 6 tane içtim kahveyle birlikte çerez niyetine. Her içime çekişte ağzımın tadı kaçtı. Ama üflemesi yok mu! Üfledikten sonra canım çekmeye başladı iyice. Şerefsizin, damağımı ve geniz arkamı asfalt yalamışa çevirmesinin dışında bir sıkıntısı yok gibi şimdilik. İçerken keyif veriyor, içmediğimdeyse canımı yakıp kendini istettiriyor. Bir de verdiği rahatlığı özlemişim. Zehrin kaslarımı yumuşattığını hissedebiliyorum. Sanki biri masaj yapıyormuş gibi, kendimi kasap tezgahında dövülmekten folloş olmuş köfte gibi hissetmeme yol açıyor. Seviyorum bu hinliğini. Başka tatları hatırlatıyor bana. Kendi tadını ancak bu şekilde kamufle edebiliyor anlaşılan. Bir fahişe görevi görüyor. Arzulanmayanla yapılan sekste sözde özne konumunda. Gözlerimi kapatıp o tatları almamı sağlıyor. Hele üflerken... İşte, o zaman boşalıyorum. Bazen aşırı duman çıkardığımda kendimi erken boşalmış, başarısız addediyorum. Genelde içimde tutmaya çalışıyorum zevki geciktirmek için. Ondan sonra belli belirsiz bir duman yükseliyor havaya. Havada kadın silüetleri çizerek kayboluyor atmosfere. O kadınları soluduğumu hissettiriyor bana. Kül tablasına sertçe bastırıyorum parasını. O kadınlara asla sahip olamayacağımı bildiğim için aczimin acısını ondan çıkarmak istiyorum. Evi terk ettiğinden emin olana kadar ümüğünü sıkıyorum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Zaman geçiyor ve yeniden sertleşiyorum. Yakıyorum bir tane daha...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-719996278089797115?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/719996278089797115/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=719996278089797115' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/719996278089797115'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/719996278089797115'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/09/parmak-fetii.html' title='Parmak fetişi'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-5029076971557024117</id><published>2007-09-26T19:54:00.000+03:00</published><updated>2007-09-27T05:02:03.063+03:00</updated><title type='text'>Yatmadan önce 100 neşter darbesi</title><content type='html'>&lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt; nedir? Hayır, bu sorunun cevabını anlatmayacağım. Cevabı zaten biliyorum. Ben soruyu anlatmak istiyorum sizlere, dilimin döndüğü kadar, ifade kabiliyetim yettiği kadar. En önemlisi de benim açıklamama izin verdiği kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Tanrı ile bir cerrah arasındaki fark nedir, biliyor musun? Tanrı kendisinin bir cerrah olduğunu düşünmez."&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Julia McNamara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İlk bölümünü izlediğimde o dönem çıkan hastane kokulu dizilere bir yenisinin eklendiğini düşünerek başlamıştım. Belki bir test sürüşü atıp sonra bırakacaktım. Bilmiyorum ve hatırlamıyorum şimdi. İlk bölüm çok geride kaldı. Ardından da bir cesur adamın bunu çevirdiğini haber almış ve çok sevinmiştim. O zamanlar çeviriye de yabancıydım, çevrilmeye de. Hatta sanırım başarısızdım o dönemde çeviri konusunda. Hoş, şimdi de başarısız olduğumu düşünüyorum. Sanırım, &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt; bende bir tek bunu değiştiremedi. Belki de pek umursamadı beni. Ama benim umurumdaydı &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt;. Basit bir cerrahlık öyküsü, post-modern bir güzellik anlayışı, hiç anlayamadığım bir makyaj pazarından öte olduğunu kanıtlar nitelikteydi. İlgimi çeken de bu olmuştu. Farklıydı işte. Mide kaldıran operasyon sahnelerini, hızlı yaşanıp, gir-çık geçilen pompalanmış kadınları, kendini tekrar eden sıkıcılıktaki güzellik anlayışını olduğu gibi resmetmeyi seçmişti. Kimileri bu özellikleri yüzünden "çok sert" diye nitelerler. Sert değil ki, sadece gerçektir &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt;. Sadece gerçek, ve gerçek asla sert olamaz. Sadece olduğu kadardır. Bunu sert gibi görmek bir seçim meselesi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Şimdi gerçeği görme zamanı. Eğer güçlüysen bu seni özgürleştirecek, eğer zayıfsan seni sen yapacak."&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christian Troy&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Estetik cerrahların hayatlarıyla bizi tanıştırdığı söyleniyor bu dizinin. Hadi oradan! Bu kadar yüzeysel olunabilir mi? Yüzeysel olduğu iddia edilebilecek tek öğesi başroldeki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christian Troy&lt;/span&gt; olabilir ancak, o da ancak çok darda kalınırsa kesilebilecek bir ahkamdan ileriye gidemez. Elle tutulamaz, varlığı kanıtlanamaz -ağırlığı konusundaki iddiaları saymıyorum-, inançtan bir adım öteye gidemeyen bir şeyin peşinde &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt;, ruhumuzun. Dizinin tanıtım metninde yer alan soru da bu savımı ayan beyan ortaya koyuyor: "Ruhunuz için yüzeyde yapılan bu değişiklikler yeterli olabilir mi?" Yaratılışın kısır döngüsünden gelen, bir sperm ve bir yumurtadan oluşan deri kavramının, yine  aynı döngüden gelen güzellik kavramıyla şekillenmesi aslında çok ironik. Ruh kavramını ne şekillendirecek öyleyse? Başkaları mı? Elbette, sadece güzellik ya da ilk duyduğum günden beri varlığına inanmadığım, iğrenç "normal" kavramıyla ilgili değil bu estetik dünyası. Tedavi amacıyla da yapılıyor bu operasyonlar. Ama &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt;'ın bu güzelim amacı baş tacı etmek gibi bir derdi yok. Varsayılan bir ayar olarak düşündüğünüzü farz ediyoruz (&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Default&lt;/span&gt; demeye çalıştım, ama çeviride başarısız olduğumu söylemiştim).&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Güzel, prezentabl, anlayışlı, kaba, kötü, zevk sahibi, pişmemiş, tatsız, hırslı, eğlenceli, somurtkan, pozitif... Bunların hepsi günümüz dünyasında; hayır aslında, her zaman varlığını yitirmeden kendimize empoze ettiğimiz sıfatlar. Nasıl sorusuna verilebilecek göreceli cevaplardan sadece birkaçı. Bu cevapların hepsi beğenilerle göreceli aslında. Birbirimizi tanımlama şehvetine ve açgözlülüğüne meraklı olduğumuzda kullandığımız ve beynimize bile gitmeden ağzımıza gelen yaftalar. Bana göre ırkçılıktan öteye gitmiyoruz, her ne kadar aksini iddia etsek de. Tanımlamalıyız, sınıflandırmalıyız etrafımızdakileri. Zenci, Kürt, Barbar Türk, Güneyli, Asosyal, İrlandalı, Fakir, Zengin piçi, En az Lise Mezunu demekten ne farkı var bunların? Konuşmuyorsa ketumdur, soğuktur birisi. Biz onu ancak konuşarak anlayabilecek kadar yüzeyseliz çünkü. O da ancak kendini anlatarak bize tanıtabilecek kadar zayıftır çünkü. Biz o kadar basit varlıklar mıyız insanlar olarak? Karşımızdakini anlamamız çok mu gerekli söyleyeceklerinden ya da görünüşünden ya da yaptıklarından? Onu anlamamızdan daha da önemli ve vahim bir sorunumuz var aslında. Onu kabul edebilmemiz için illa kendini anlatması gerekmekte. Bunu başaramayan ve başarısız olduğu için kabullenilmeyen, dışlanan insanların ruhlarında açılan, kapatılması imkansıza yakın olan en tehlikeli ve en vahşi duygu da burada devreye giriyor. Sevgisizlik.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Operasyon geçirmiş birini gördüğümde, ilk düşüncem şu oluyor: Seni kim yeterince sevmedi?"&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Ryan Murphy&lt;/span&gt; (Dizinin yaratıcısı)&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yalnızlıktan ve yalnız kalmaktan korkuyoruz tür olarak. 20-25 seneyi devirmiş insanların akıllarında yalnız ölmeme fikriyle dolaşmalarını, bir an evvel O'nu bulmalıyım yoksa ne yaparım, diye gezinmelerini aklınız alıyor mu sizin? Birilerine bağlanma, kendilerine bağlama, "ileride bir yerime bir şey olursa bana kim bakar" türevinden depresyon fidanlarını atmaya çok hevesliyiz. Özgüven sıkıntısı mı çekiyoruz yoksa gerçekten de birileri olmadan çekilmez mi bu yaşam... ya da bu ölüm? Bağımlılıklarımızdır bizi yaşamda tutan ve aynı şekilde ölüme çeken. Bu bağımlılık içki-sigara-uyuşturucu gibisinden fiziksel zararlı maddeler de olabilir, ruhumuzun açlık çeken bölgelerinin yarattığı enfeksiyonlardan doğan sevilme, seks, beğenilme, aşk gibi hem fiziksel hem de ruhsal ihtiyaçlarımız da. Öyle ya da böyle herkes benmerkezci olacaktır hayatının bir evresinde. İhtiyaçlarımızın tedarik edilmesi gerekliliği küçücük beyinlerimizde binlerce tecrübe taşı ve kilolarca badire sıvasıyla inşa ettiğimiz prensiplerimizin de önüne geçecek, öncelik oluşturacaktır. İhtiyaçlarımız bize yön vermeye başlayacaktır, biz daha ihtiyaçlarımıza yön çizemeden. Bu muhtaçlığın bir adı varsa da ben bilmiyorum, belki &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Nip/Tuck&lt;/span&gt; biliyordur. Yüzeyden de olsa, yüzeysel de olsa bir şekilde bu gereksinimlerin kulağı ters gösterme misali bir ilacı var. Yüzümüzün, gözümüzün, göbeğimizin, kolumuzun, kıçımızın, başımızın bazı müdaheleler ile kolayca "normalleşebildiği" bir devirdeyiz artık. Üst derideki bu normalleşme çabaları altta çarpan organımıza ve şu taşıdığımız 28 gramlık yükümüze nüfuz etmeye yetiyorsa ne âlâ! Peki ya yetmezse? Daha fazlasını mı isteyeceğiz? Yeni bir ameliyat, daha sıkı bir beden, daha çok fedakârlık, daha az biz... Gitgide normal kavramı altında eriyip gidiyoruz. Kavramın bizi değiştirmesine seyirci kaldık, bari insanların bizi değiştirmesine izin vermeyelim. Kendimizi kusurlarımızla değil, sadece sevelim. Dışa vurmadığımız engellerimiz görünmüyor diye kendimizi fiziksel olarak "tamam", görünenleri de "farklı"dan saymayalım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Geri kalanlarımızın içine giydiklerini siz dışınıza giyiyorsunuz."&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sean McNamara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir de şöyle bir inanılan doğru var ki; istediğimiz gibi hissedebilmek için mutlaka önce yerine getirmemiz gereken bazı şartlar olmalı. "Yemeğini yersen çabuk büyürsün" misali nasıl bir saçmalıktır ki bu, öz be öz bana ait olan hislerimi neden ben kontrol edemiyorum da başka yerlere pamuk iplikleriyle bağlamak zorunda kalıyorum? İnsanın kendini başkalarına tanıtması o kadar gerekli olmasa da, önce bir kendini tanıması elzem. Hatta işte bir gereklilik size: İnsan kendini tanımak zorundadır. Dikte ettirilen doğruların kalıplarına uymayan bir profili varsa bunu kafasına takmasa da olur. Doğrular seninle karşılaşmadan önce başkaların verdikleri kararlarla biçim almıştır çünkü. Kendimizi iyi hissetmek için bir şeylere ihtiyaç duymamalıyız. Nasıl hissetmek istiyorsak öyle hissedebilmeliyiz. Bunu kimse engelleyemez bizden başka. Duygularımızın amaç olduğu bir evrende geri kalanların hepsini araç olarak kullanıp atabilmeliyiz. İyi hissetmek için bir şeylere ihtiyaç duymasak da olur, ama bir şeyler yapıp da iyi hissedebiliyorsak yeme de yanında yat o zaman. Önce kendimizi bilmeliyiz. Hislerimizi engebesiz yaşamak için tek ihtiyacımız bu. Biraz &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sokrates&lt;/span&gt; koktuğunun farkındayım ama benden önce söyledi diye, bu onu taklit ettiğim anlamına gelmez.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Dahili bir problemi harici bir tamiratla düzeltme hatasına düşmeyin."&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Megan O'Hara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ruhumuzun manevi ve ruhani bir kavram olduğuna seviniyorum. Allah korusun tersi olsa, onu da tamir edebileceğini -tedavi değil- düşünen zavallılar ortalıkta türer, daha da zavallılar bu türeme zincirinin besinleri olmaya büyük bir hevesle istekli olurlardı. Ruhun tamiratı abesle iştigal ama tedavisi bambaşka bir mesele. En çetin ceviz varlığımız sanırım ruhumuz ki, tedavisinde çoğu zaman başarısız olunuyor. Hoş, bunu başardığını "iddia eden" psikiyatristler eşek yüküyle para götürmesine götürüyorlar ama yine de bu tedavinin başkasının yapabileceği bir iş olduğuna inanmıyorum. Bir tecrübe, yaşanmadan hiçbir şey ifade etmez. Aslında, hiçbir olgu başkaları tarafından da tecrübe edilemez. Kimse sizin yerinizde asla olamaz. Ancak &lt;span style="font-style: italic;"&gt;benzer&lt;/span&gt; olayları yaşayabilir, ama aynısını asla bilemez. Akıl vermek, nutuk atmak, ahkam kesmek içgüdüsel olarak sevdiğimiz yardımlaşma araçları fakat iş yine kendimizde bitiyor. Öte yandan kendi başımıza değişmemiz oldukça zor, yapımız gereği. Biz kendi başımıza değişmek yerine değiştirilmeyi tercih ediyor, kolayına kaçıyoruz. "Bu pazartesi başlıyorum"ların kaçı Salı son buluyor, kaçı bir sonraki Pazartesi'yi görebiliyor? Kaçımız bir özelliğimizi değiştirmeyi başarabiliyoruz? Zerre iz bırakmazcasına değiştirdiğimiz, bağımlılık yaratmış bu özelliğimize ne kadar süre sonra geri dönüyoruz, ne kadar süre onsuz yapabiliyoruz? Hemen mi her halükârda mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Bu sefer daha iyisini yapacağım. İnsanlar değişir."&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Sean McNamara&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-style: italic; color: rgb(255, 0, 0);"&gt;"Yüzler değişir, ama insanlar? Bu adamı Asyalı'ya benzettik diye bu herif daha fazla mı Japon olacak. Neysek oyuz."&lt;/span&gt; - &lt;span style="font-weight: bold;"&gt;Christian Troy&lt;/span&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-5029076971557024117?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/5029076971557024117/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=5029076971557024117' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/5029076971557024117'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/5029076971557024117'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/09/niptuck.html' title='Yatmadan önce 100 neşter darbesi'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-6162145459527755160</id><published>2007-08-17T22:43:00.000+03:00</published><updated>2007-08-20T02:24:55.724+03:00</updated><title type='text'>Mesaneden interaneler</title><content type='html'>Acaba sadece ben mi kaldım dünyada bundan sıkılan ve geriye dönmeye çalışan? Her yenisiyle birlikte, ben eskilerimden de sıkılıyorum. Millete bakıyorum, onlar yenilere hevesliler. Hepsini deneyip yenisi çıkana kadar bağlanmaya çalışıyorlar. Ne tuhaftır ki, ben eskilere bile adapte olamıyorum. Gittikçe geriliyorum. Sonunda ana geminin sintinesine döneceğim galiba. Oraya da bir yenilik getirdilerse yuh artık! Tek balta girmiş ormanımı rahat bırakın bari!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Olmuyor da olmuyor. Ben olduramıyorum kendimi bunlara. Etrafım olmuş gitmiş bile, kendi yeni problemlerini bana anlatıyorlar. "Ne diyorsun sen" bakışımın farkına varamayacak kadar uzağımda ve ilerimdeler. Onlar yenilikler içinde eski dertlerine yeni makyajlı çözümsüzlükler peşinde, antika meselelerine hoşt-modern yaklaşımlar yapmaya çalışarak limana toslar vaziyette beni de bordalamaya çalışıyorlar. Yetişmeye çalışmayacağım ki ben onlara. Yerimden memnunum. He, bir gün "Hadi, kalk buradan" deyip de yerimden kaldırılırsam, işte o gündür benim de çemkirme vaktim. Hayır, yine gitmeyeceğim onların yanına. Arayışıma devam edeceğim. Belki, olduğu yerde saymayı seven, saymaz ve aymaz bilgilerin olduğu bir alem bulabilirim kendime. Kendi eski, köhne dertlerimizi yenileriyle geliştirmeye çalışmadığımız bir alem. Tek düşüm bu şimdilik. Var mısınız orada bir yerde? Bu mesajımla size ulaşmaya çalıştığımı görüp, beni dayaktan öldürene kadar dövecek olan sizlere diyorum. Kime diyorum... Bir bilsem.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-6162145459527755160?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/6162145459527755160/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=6162145459527755160' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/6162145459527755160'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/6162145459527755160'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/08/mesaneden-interaneler.html' title='Mesaneden interaneler'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-5433366842204785522</id><published>2007-07-25T02:07:00.000+03:00</published><updated>2007-07-25T02:27:59.048+03:00</updated><title type='text'>Pinpon</title><content type='html'>xx: Değişmen gerek, böyle yaşayamazsın.&lt;br /&gt;xy: Neden? Ben halimden memnunum.&lt;br /&gt;xx: Evet, işte! Ancak sen memnunsun zaten. Etrafındaki kimse memnun değil. Gidişatını hiç beğenmiyorum. Kendine çeki düzen ver.&lt;br /&gt;xy: İyi de, madem çevrem beni beğenmiyo, o halde çevremden çekilsinler bir zahmet. Salak mı bunlar? Niye duruyorlar beğenmedikleri bir ortamda?&lt;br /&gt;xx: Hayır işte! Sen değişmelisin!&lt;br /&gt;xy: Niye ya? Ben memnunum. Etrafımdakiler de gördüğüm kadarıyla benden memnunlar. Kabul etmişler işte beni. Sorun sende olmasın?&lt;br /&gt;xx: Bende ne sorun olacak be! Önce sen kendine bak! Kafan dumanlı gezersin, saçma sapan arkadaşların var! Seni de onlar alıştırdı zaten bu boka!&lt;br /&gt;xy: Neden onlar alıştırsın? Benim aklım çalışmıyor mu? İstedim, "Verir misin?" dedim, aldım ve ulaştım. Hepsi bu. Bilinçli bir istemdi, bilinçsiz bir keyifti. Bence sen de denemelisin bir ara. Sabahın köründe içtiğin viski koladan daha keyiflidir merak etme.&lt;br /&gt;xx: Aman, çok merak ediyordum! Teşekkür ederim merakımı giderdiğin için! Ayrıca seninki o viskiden daha zararlı. Beyin hücrelerini yok ediyor.&lt;br /&gt;xy: Daha iyi ya işte! Bunamış bir pinpon olurum ileride. Sen ise karaciğer ameliyatı için bekleyen bir ihtiyar keçi olursun.&lt;br /&gt;xx: Çok komiksin.&lt;br /&gt;...&lt;br /&gt;xx: Ee?&lt;br /&gt;xy: Ee ne?&lt;br /&gt;xx: Çıkarmayacak mısın üstünü?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-5433366842204785522?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/5433366842204785522/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=5433366842204785522' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/5433366842204785522'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/5433366842204785522'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/07/pinpon.html' title='Pinpon'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-2410598272969242986</id><published>2007-07-25T01:21:00.000+03:00</published><updated>2007-07-25T01:35:16.850+03:00</updated><title type='text'>Alışkanlıklar</title><content type='html'>Sabah kalkıp diş fırçalamak bir alışkanlık mıdır? Eğer alışkanlıksa bu, zoraki bir alışkanlık sayılmaz mı? Alışkanlık ne demektir? İstemeden, elimizde olmasa da yaptıklarımız alışkanlık mıdır? Eğer öyleyse, sigara içmek bir alışkanlık mıdır? Sigara içtikten sonra dişleri fırçalamak nedir peki? Amma soru sorar oldum.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Alışkanlık kelimesinin içini dolduramam belki, ama emin olduğum bir saptamayı da alışılageldiği üzere buraya yazmadan duramam. "Takma kafana, alışırsın zamanla" sözlerini hangi vuku bulan durumda söyleriz? Allah'ım yine soru sorar oldum bak! Ölümden sonra söylemez miyiz bu sözleri ya da bize söylemez mi bir başkası? Ölüm alışkanlık mı yapar yani?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hiç sanmıyorum işte bunu. O klişe avuntu safsatalarının ardında, söylenecek söz bulamama ezikliğini giderme çabası yatıyor. Bir şey söylemezsek öleceğiz çünkü ya. Bok var, illa ağzımızı açmalıyız merhumun yakınının yakınında. Yakınında olmak yeter bana kalırsa o yakının. Yanında olmaktır zaten yakınında olmaktaki amaç. Bunu konuşmadan da yapabiliriz, hatta bunu konuşmadan yapabilmeliyiz.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;O değil de, bana kalırsa ölüm asla orijinalliğini yitirmiyor. Evet, yitirmiyor. Çevremizden kaç vefat haberi alırsak alalım, ölüm hiç ikinci bölümü çekilmeyen bir dizi film gibi ilerliyor. Hep o pilot bölümde sürekli bizi denemeye devam ediyor. Bu yüzdendir ki; her zaman şoke edici atakları, beklenmedik sürprizleri, merakta bırakan finali ve etrafına seyirci toplayan bir senaryosu oluyor. Kaç bölüm seyretsek de hep aynı etkiyi yaratabiliyor. Aynı etkiyi yaratabiliyorsa o halde bu etkiye çoktan alışmamız lazımdı aslında, değil mi?&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-2410598272969242986?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/2410598272969242986/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=2410598272969242986' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/2410598272969242986'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/2410598272969242986'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/07/alkanlklar.html' title='Alışkanlıklar'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-330384714965997755</id><published>2007-07-16T19:51:00.000+03:00</published><updated>2007-07-16T19:52:49.216+03:00</updated><title type='text'>Orada Mıyım?</title><content type='html'>Canım acıyor. Her aldığım nefeste canım acıyor işte. Kendimle kaldığımda düşünmek zorunda kalıyorum, yapacak başka bir şey yok. Düşünmeyi sevmiyorum, amaçsızca durmayı seviyorum. Duruyorum yolda. Geçiyorlar yanımdan, bazan çarpıyorlar bana. Canımı yakmıyor bu çarpmalar artık. Herkesin içindeki büyümeyen çocuğum ben. Herkesin içinde miyim yoksa herkesin içinde mi büyüyorum orta yerde? Büyümek için delirmeyen, küçüklüğünü de kabullenemeyen bir çocuk. Buzdolabının kapağına erişmek için uzanıyorum, açınca içeride ne bulacağımı bilmeden. Soğuk dolabın içi de. Sıcak bir yemek arıyorum yana yakıla. Yapacak da yok ki kimsem. Gurulduyor isteksizce. O da anlıyor belki çaresizliği, kabul ediyor beni olduğum gibi. Nedenler hiç umurumuzda değil ikimizin de. Tanımlamaya çalışmıyorum kendimi. Olduğum kadarım, kadarıyla oldum. Tanımıyorum da ayrıca ben kendimi, tanımak da istemiyorum lanet olası. Sen tanıyor musun ki kendini, karşıma geçmiş bana beni anlatabiliyorsun? Ben miyim sana beni tanıtan yoksa sen misin beni benden çıkartmaya çalışan? Ben ilgilenmiyorum benimle, benliğimle. Sen kandırmaya devam et çevreni, onlar da kanmaya devam etsinler tanıdıklarıyla. Yeter ki hepiniz benden uzak durun. Ben kanamaya razıyım.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-330384714965997755?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/330384714965997755/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=330384714965997755' title='2 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/330384714965997755'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/330384714965997755'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2007/07/orada-mym.html' title='Orada Mıyım?'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>2</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-115861426558048873</id><published>2006-09-19T00:12:00.001+03:00</published><updated>2008-06-14T15:44:02.847+03:00</updated><title type='text'>Nazar</title><content type='html'>Haftasonu bir nikaha davetliydim. Oldum olası fazla sevmemişimdir bu tip şeyleri. Kendim evlenmediğim için, bok at izi kalsın tadında bir kıskançlık beslediğimden herhalde. Yine önüme birkaç engel koyarak gitmemeye çalıştım. Bu seferki engellerimden en babası 20 dakikalık kravat bağlayamama beceriksizliği olmuştu. Siga siga da olsa engelimi aştım ve yola koyuldum. Emir büyük yerden geldiği için taksiye atlayıp "Yıldız'dan aşağı uç!" dedim abiye. "Evet"lere 3 dakika kala salona daldım. Geç kalmadım di mi, diye sorarak maç başlamadan kendi ağlarımı havalandırdım. Sinemaya mı geldin pezevenk, diye fırçayı yemiştim Yaşar Amca'dan.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Oğlan tarafıydım ben ama kız tarafıyla da tanışmıştım vakti zamanında. Yakışan bir çiftti. İkisi de birbirini "tek", beraberlerken "yarısı" olarak görmeyi başarmışlardı. Flört ettikleri dönemde bile bu işin sonucu belliydi. Abes ebeveyn sorunlarını aşıp, nihayet girebilmişlerdi bu eve. Yine de bir şey eksik gibi geliyordu bana. Eksik denemez belki, ama tamam da sayılamazdı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dakikalar sonra mürüvvet görecek olan ve suratlarında henüz o şapşal heyecanı yenememenin izlerini taşıyan ailenin ellerini öpüp salonun arkalarına, gölgelerine doğru çekildim. Ben yürürken 500 kişilik salon ayaklanmış alkış sesleri yükselmeye başlamıştı. Ayaktaki tek kişi olduğumu sanıp beni alkışladıklarını düşünmüştüm. Oysa, elbette ki kimsenin umurunda değildim. Ellerin kavuşmasının nedeni çiftin kapıdan içeri girmesiydi. Ben ise bu maçı tribünden izleyecektim. Ulu teknik direktörün taktiğinde bugün bana yer yoktu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yerleşildi. Makineler hazırlandı. Kodamanların suratına bir ıkınma ifadesi konduruldu. Sanki, onlar da yeniden evleniyorlarmış gibi gelinle birlikte ayaklarını hazırlamış aportta bekliyorlardı. Bir tok sesin sorularına iki çatallı ses beklendik cevapları verirken her nikahta en karanlık odalarda bekletilen sürpriz yine uykusunda bırakılmıştı. Her şey planlandığı gibi gidiyordu. Sonucunu bildiğiniz bir maçı izlemek ne kadar heyecanlıysa, bu tören de bana o kadar heyecan veriyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Maşallahı olan 2 ailenin nur topları evlendiğinden, tebrik sırası halk ekmek sırasına benzemiş ve ben de ağırkanlılığımın cefasını çekmek zorunda kalmıştım. En son Sami Yen'deki bir maçta duyduğum "Kaynak yapmayın" sözünü bir nikahta duymak beni çok neşelendirmişti ki; bir şey gördüm. Ya da o bir şey kendisini görmeme izin verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Önce kulak zarımdan içeri süzülerek beni yanına çağırmıştı. "Dur, şurada bir şey kalmış."&lt;br /&gt;Kafamı çevirdiğimde bir kadının, sevgilisi olduğunu düşündüğüm adamın takım elbisesini eliyle temizlerkenki hâline tanık oldum. Ancak beni esas etkileyen kadının gözleri olmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Dünyanın en güzel gözleri değillerdi, hatta hiçbir orjinallik yoktu o gözlerde. Ama bakışları...&lt;br /&gt;Bakışlarında bir şefkat, hareketlerinde bakışlarını tamamlayan bir anaçlık vardı. Karşımda annelik içgüdüsünü giyinmiş bir kadın duruyordu. Gözlerine çok gerekliymiş gibi yerleşen bir damla, o meleksi bakışı kadının yüzüne kondurmuştu. Modası asla bitmeyecek, kimsenin asla vazgeçemeyeceği dişi kıyafeti bu kadının üzerine cuk oturmuştu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Adam farkında mıydı acaba bu bakışın? Tebrik salonundaki benden başka herhangi biri, elle tutulabilecek kadar keskin olan bu duyguyu yakalayabilmiş miydi? Bu âna benden başka biri tanıklık edebilmiş miydi?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Herifin sırtı bana dönüktü, göremedim ne karşılık verdiğini. Yine kıskançlığa kapılıp, kadını hak etmediğine hükmetmiştim. Üzüldüğünde kaçabileceği bir bakışa sahip olduğunun, sevincini ölümsüzleştirecek bir bakışa sahip olduğunun farkında olmadığını düşünmek istemiştim, çünkü aynı bakışa bir zamanlar ben de sahiptim...&lt;br /&gt;Değerini bilememiştim.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-115861426558048873?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/115861426558048873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=115861426558048873' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/115861426558048873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/115861426558048873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2006/09/nazar.html' title='Nazar'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-115824000106637696</id><published>2006-09-14T16:03:00.000+03:00</published><updated>2006-09-15T10:52:08.736+03:00</updated><title type='text'>16:12</title><content type='html'>Şirkette oturmuş, mesai bitimini bekler bir vaziyette koltuğumda pinekliyordum. Akşam eve gidip alışarak sevmek zorunda kaldığım rutinimi yapar; önce yemeği ateşe koyar, sonra yıkanır, giyindikten sonra tıkınıp, 2-3 anime, belki 1 dizi, belki de çeviri kontrolü yaparım, diye içimden geçiriyordum. Anlaşılan hangi günde olduğumun yine önemi yoktu. Dünlerimin bir kopyası olacaktı. Bugünümü dünden farklı kılacak şey, yine bir bilinmez olacaktı. Belki yüzünü gösterecek belki de bir sonraki güne devredecekti.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gittim mutfaktan çayımı aldım. Herkes ince bellide içerken ben inadına kupaların sevdalısıydım. Şirket içi rutinime son zamanlarda eklediğim Eti Browni Vişne Soslu'yu dikkatleri çekecek şekilde açtım. Son 1,5 saattir bürodaki kimseden klavye dışında ses çıkmamıştı. Telefonlar bile çalmazken ben buradayım, diye bağırıyordum sanki. Kafalar bir şaşkınlıkla bana döndü, ama 3 saniye sonra insanlar yine kendilerini bilgisayar ile ifade etmeye başlamışlardı. Buna da alışıktım. Belki de yarın aynı saatte, aynı pakedi açtığımda yine aynı tepkiyle karşılacaktım. Bu da mı rutinim olmuştu yoksa?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Tetikleme mekanizması devreye girmiş bir bomba gibi küçük fikirler beynimdeki geri sayımı aktive etmişlerdi. İşin nereye varacağından adım gibi emindim. Sadece önüne engeller koymaktı benim naçizane yapabileceğim. Unutulamaz sorunun ayak sesleri birazdan kulağıma kadar ulaşacak, dizdiğim engellerin üzerine doğru yürümeye başlayacaktı. Onları da yıkıp geçecek, çat kapı ben geldim, diyecekti. Biliyordum. Hep böyle olmuştu çünkü. Bu da lanet olası bir rutindi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ama bu sefer farklı bir taktikle savaşmaya karar verdim. Ne zaman karşı koyduysam, hep yenilmiştim. Bu sefer onun taktiğini uygulayacaktım. Savunma olmayacaktı, bu kez ben saldıracaktım. Başım ağrımaya başlıyordu. Ya şimdi ya da hiç, dedim kendi kendime. Saat 16:12 olmuştu. Çok kıytırık bir dakikaydı, ama tarihimde muazzam bir ânı simgeleyecekti. Kendimi sorgulamaya başlamıştım...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-115824000106637696?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/115824000106637696/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=115824000106637696' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/115824000106637696'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/115824000106637696'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2006/09/1612.html' title='16:12'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-34174950.post-115792007015159397</id><published>2006-09-10T22:57:00.000+03:00</published><updated>2006-09-12T13:49:44.706+03:00</updated><title type='text'>Turn the Page</title><content type='html'>Kendini şartlandırıyorsun sen, demiştim.&lt;br /&gt;Başarısız olmak isteyerek gidiyorsun, o zaman bahanen hazır olacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Canını yakmak istiyordum, çünkü o da benim canımı yakıyordu. Doğa kanunlarına her zaman saygı duymuş ve onları benimsemiştim. Dış görünüşü gelişimini tamamlamış bir insan gibi görünürken, içeride tabiattan hiç kopmamış bir hayvandım sanırım. Gideceği haberini aldığım gün ağzımdan boktan bir "Senin adına sevindim" çıkmıştı. O da ben de içimizden siktir çekmiştik.&lt;br /&gt;Yalan söylüyordum.&lt;br /&gt;Ağzımdan çıkanlarla içimdeki bencil hayvanı gizlemeye çalışıyordum.&lt;br /&gt;Nafileydi. Karşımdaki benim dostumdu. Benim adımlarımı önceden biliyordu. Beni benden daha iyi tanıyor ve ara sıra bana beni öğretiyordu. Beni evcilleştirmeye çalışıyordu ve ben yine kırık not almıştım.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Madem geri döneceksin, ne sikime gidiyorsun ki, diye yükselttim sesimi.&lt;br /&gt;Hocama karşı geliyor olmak kanımı hızlandırıyordu. Ve belki haklı olabilme ihtimalim iştahımı kabartıyordu. Ağzımdan salyaları akıtarak devam ettim.&lt;br /&gt;"Kaybetmek istediğin bir oyuna giriyorsun."&lt;br /&gt;"Bir hiç için bizi satıyorsun."&lt;br /&gt;Sürekli ısırdım onu ta ki yere düşene ve pes dedirtene kadar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Elbette pes etmedi. Bu yüzden ben sırada o ise kürsüdeydi.&lt;br /&gt;Çok zorladın bu sefer beni evlat, dedi. Neredeyse başarıyordun ama hala sana öğrettiklerimden ders çıkarmamışsın. Sen çoktan mezun oldun çocuğum, tek yapman gereken artık sınıfı terk etmek, demişti.&lt;br /&gt;Bu kadar basit olmaz diye geçiriyordum içimden. Yine şüpheye itmişti beni. Kafama acaba sorusunu yerleştirmişti. Yine beni yeniyordu. Kaçtım kendi ormanıma doğru. Yenemediği bir rakibi olduğunda aslanlar bile kaçmayı tercih ederlerdi. Koşmaya başladığımda sesini duyabilecek mesafedeydim...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Defterinde bir sayfaya 100 kez bu senin için bir fırsat yazacaksın sonra da o sayfayı çevireceksin, diye sesleniyordu arkamdan. Arkama bakacak cesaretim olsaydı, yüzündeki gülümsemeyle bir başka canımı daha almasından korkmuştum.&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/34174950-115792007015159397?l=mesaclin.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://mesaclin.blogspot.com/feeds/115792007015159397/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=34174950&amp;postID=115792007015159397' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/115792007015159397'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/34174950/posts/default/115792007015159397'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://mesaclin.blogspot.com/2006/09/turn-page.html' title='Turn the Page'/><author><name>mesaclin</name><uri>http://www.blogger.com/profile/15912825823851263908</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='16' height='16' src='http://img2.blogblog.com/img/b16-rounded.gif'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
